17 Aralık 2015 Perşembe

Prag'da Bir kaç Gün...




Uzun zamandır yaşamadığım büyülü saatlerin başkenti oldu Prag.

“Hayaller-Hayatlar”  denkleminde yaralanan ruhumu  ve bir türlü yere basmayan ayaklarımı ,yine aynı büyülü topraklarla buluşturdu.

Şehrin güzelliği daha çok kültürüne bağlı oluşan renklerindeydi.
Yaşanan acıları yansıtan kül rengi heykelleri,  baktıkça yükselen  sanatsal yapıları ve yol aldıkça uzayan köprüleri  size çok sevdiğiniz bir müziği dinletir gibiydi. Evet fonda çalan bir müzik vardı ve eminim bu müziği bir tek ben duyuyordum.

Akıp giden bir nehrin üzerinde iki yakayı bir birine  bağlayan Charles köprüsü  üzerinde görünmeyen ruhlar, zaman zaman nefes olup ciğerlerime doluyordu.  Aynı zamanda  elim soğuk bir tene dokunuyor ve o an  yanımdan  hızla geçip giden siyah bir pelerinin rüzgarıyla üşüyordum.

Dokunduğum heykellerin fısıldadığı tarih , kül olup sonra  yeniden dirilen ruhların hikayeleriydi.

Aşklar vardı.
Yaşanması mümkün olmasa da , varlığını hissettirebilecek kadar güçlü aşklar..
Şiirlere konu olacak, şairini dünyaya tanıtacak kadar büyük…
Nazım Hikmet vardı.. Slavia  Cafe de kelimelerini  bırakan…
Kafka vardı, tüm yazılarını Prag halkına ihanet eder gibi kendi diliyle yazan…
Dünyanın en dar sokağı  iki kardeşin inatlaşmasıyla  öylece duruyordu... Loş bir
sokak lambasıyla aydınlanırken…


Edebiyatın ve şiirin buluştuğu kafelerinde yeniden kendimi bulduğumu, bir süredir uzak durduğum kendimle yeniden tanıştığımı hissetmek muhteşemdi.

 İnsanın kendini hatırladığı şehirlere hayranlığı başkaymış, anladım…

Nehir boyu yürüdüğüm kaldırımlarına bıraktığım ayak izlerimin anısına tekrar görüşeceğiz belki de…

Kim bilir..




Üç Leylek Lokantası 
 
Prağ’da Üç Leylek Lokantası’nda buluşurduk.
 
Şimdi, bir yol kıyısında gözlerim kapalı duruyorum

sen bir ölüm boyu benden uzak
.
.
.


N.H.R

2 Aralık 2015 Çarşamba

Bağışla..




Evet önümüz bahardır biliyorum
Leylaklar açacak biliyorum
Kiraz da çıkacak yakında
İyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
Sevgilim, güzelim, bir tanem biliyorum da
Şimdilik bağışla...

Turgut Uyar

24 Kasım 2015 Salı

Hani&Oruç Aruoba


Gider de-bırakabilirsin onu sen de: yaşamının anlamını zaten yitik saymamış mıydın çoktan...
 Ama, onu bırakırsan; o da dönmezse sana; yitirirsen onu, kapkara bir duman kaplar yaşamını:artık, gerçekten isteyebilirsin sonu, sonucu,sonunu- yokluğu...


Oruç Aruoba/Hani

29 Ekim 2015 Perşembe

Söz...


Sadece bir şartla demişti genç kız, sadece tek bir şartla

Söyle dedi ve bekledi genç adam sessizce;

-Sakın elimi bırakma…

 

 

Kısa kısa hikayelerden oluşuyordu hayatım.

Birbirini tamamlayan sürekli bir dizi haline getirememiştim bir türlü.

Elbetteki düşmeler olacaktı hayatın içinde.Ancak kaç kişi yaşıyordu benzer düşmeleri sık aralıklarla benim gibi, kestiremiyordum.

Anlam veremediğim tekrarlar , düştüğüm yerler, hep aynıydı. Sadece buna neden olan yüzler değişiyordu. Bir gün anlayışlı bir erkek, bazen kendimi çok yakın hissettiğim bir kadın ruhu beliriyordu karşımda. İçsel bir yolculukla güvenimi teslim ediyordum onlara. Adeta, toz pembeden başlayan ve  koyu karanlığa doğru giden uyumsuz bir renk dalgası gibiydi, her tanışma.

Bugün de bir film izledim..

Bir şarkı dinledim yeniden..

Kendimin bile dışarıda kalmasını istediğim bir yalnızlık eşiğindeyim, bu günlerde...

En çok da kendimi sınadığım günlerdeyim.

Olmuşsun, olmamışsın ne fark ediyor, onu anlamaya çalışıyorum…

Sonuca ürperiyorum..

Yazık, onca söze..

Kelimeler nasıl bir yalan için kullanıldığının farkında olamıyor ya, en çok da buna üzülüyorum..

M.
 

15 Ekim 2015 Perşembe

...


"....

Gülümsedi…

Bir saniye sürmüş olsa da, gözlerim ağır çekimde gördü gülümsemesini. İçime işleyişini de o anın içinde hissettim. Gözlerinin rengini de ilk kez o an, o kadar net gördüm. Ama yine de ne renk olduğuna bir türlü karar veremedim. Yanağında gülümserken oluşan hafif bir çukur vardı. Parmaklarımda beliren dokunma isteğini hissettiğimde, kızdım kendime. Saçları gür ve koyu renkti. Bakışları kendinden emindi. Ama buna rağmen  derinlere indiğimde savunmasız kaldığı bir yer dikkatimi çekiyordu aynı zamanda.Gözlerindeki ağaçlar sonbaharın geldiğini hatırlatıyordu sanki..Yere düşmüş güz yapraklarının hüznünü andırıyordu bakışları. Tekrar yeşermek için, mevsimini beklemenin sakinliği ile öylece duruyordu karşımda…"


M.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Düşer...



En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi? Düşer…

Oruç Aruoba/Hani

21 Eylül 2015 Pazartesi

Şehir ve Aşk


Aşkın şehri yoktu. Bir şehirde doğmuyordu aşk, o yüzden bir şehre ait  olamazdı.

Çünkü; şehrin sınırlarından uzaklaştığında geride bıraktığın bir şey değildi Aşk. Bu kadar sınırları olan, bu kadar sömürüye açık bir duyguysa eğer, sen beni sevmiş olamazdın zaten.  Ya da ben sevemezdim bu zayıflıkta olan bir iradeyi.

Bugün, dünü düşündüğümde aklımda kalanları silmek için ne kadar kaçtım kendimden bilemezsin. Terk edip gitmek kadar basit bir eylemin içinde boğuşup durdum kendimle. Kal dedim, gitme. Sor!Sadece sor..nedenini..niçinini..

Nedeni ne olursa olsun, seni affetmeyecektim.

Butün o suskunluklarım işte bu yüzdendi. Aşkın beni ikna etmesini istemedim.Bahanelerini dinlerken senden çok daha kötü hislerle uzaklaşmak istemedim.

Bazen sadece gitmek ister insan.. kalmak içinden çıkılmayacak bir acıdır çünkü yaşananlardan sonra..

Ne kadar seviyorum desen de…

Tek bir resmin var bende. Bazen dalıp dalıp gittiğim. Akşam vakitlerinde hüzün saatlerine yenik düştüğümde sakladığım yerden çıkartıp baktığım. Dün ne düşündüm biliyor musun? Seni hiç tanımamış olmayı…

Bu kadar öfkeli bir kalpte seni hala taşıyor olmak kadar ağır bir şey yok…
 
(2012)(Deneme/2)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...