28 Eylül 2011 Çarşamba

keliMELerim DÜŞtü geceye

“Kapıyı açtığımda ilk gördüğüm sendin.
Üzerinde uçuk pembe bir kazak vardı, içinde beyaz bir gömlek, yakaları dışarıda. Saçların açık ve perçemleri alnına düşmüştü. Sarı şeritler vardı saçında, kendi doğallında olduğu her haliyle belliydi.

Yan masaya bir şey koymuş ve biraz gergin bir şekilde kendi masana dönmüştün. Kapıyı araladığımı fark ettiğinde bakışlarını çevirmiştin ya hani bana doğru… İşte o an sevmiştim seni ilk.İlk görüşte ve ilk bakışında.”

Denizi özlüyorum böyle anlarda.
İçimin akıp gitmesini ve o enginliğe karışmasını.
Gözlerimin ufuk çizgisini yakalamaya çalışırken dalıp gitmesini.
Martıları özlüyorum biliyor musun?
Herkesten uzak uçmalarını…
Sonra bir adaya konmalarını.
Bir ada özlüyorum.
İçinde yabani duygularla herşeyden habersiz yaşayan, bir insan olmayı.
Doğrusu bu değil biliyorum.
Kaçmak gibi bir şey bu…
Korkmak gibi.

Oysa ben, korkmuyorum.

23 Eylül 2011 Cuma

...

Ben seçmedim bu suskunluğu.
Kayıp giden toprak parçasının sürüklediği köklerin, içimi parçalarcasına yol almasını da.Günlerdir yağmuru beklemiştim oysa. İçimde kaskatı kalan toprak parçasını yumuşatmasını, sürükleyip götürmesini istemiştim, benden çok uzaklara. Şimdi ise kayıp gidenlerin ardından  terk edilmiş bir çocuk gibi bakıyorum. Boğazımda öylece duran ve yutkunamadığım onca söz  boğmaktan beter ediyor ruhumu.

Kalbimi de söküp attım az önce.

Oysa, Seni sevdim ben. Çok sevdim hem de.
Yağmurlara inat köklerinin , ruhuma sarılıp kalmasını istedim geceler boyu. Gitme istedim benden uzak hiçbir yere…Bakma istedim ışık gözlerinle avuçlarımın içine kayıp giden yıldızdan başkasına… 

Ruhuma eş olan ruhunun bile yabancı  kaldığı,  yokluk günlerindeydim artık.
Dudaklarımı çatlatan  susuzluklar,  kuruttu sana dair her bir kelimemi.
Yalnızca, kapı aralığına sıkışmış gitmeler var aklımda artık.

Kalmak ise,  uzak bir şehir  gibi…

14 Eylül 2011 Çarşamba

An/Sızı(M)!

"Ben hep sahte yüzüyle karşılaşmışım hayatın. Onca inancın altında her an patlamaya hazır bir sahtekarlık  varmış  meğer. Fitili ateşleyen ve avucumda  sadece bir kül yığını olarak kalacak an’lar o kadar fazlaymış ki, zamanında farkına varamamışım …

Bu duygunun tarifini bulmaya çalışıyorum günlerdir. Bu yokluğun, bu sessizliğin…İçimdeki bu terk edilmişliğin… Ay ve Güneş peş peşe tutulmuş gibi, her yer karanlık…Köşeye sıkışıp kalmış gibi onca duygu…Ürkek ve sahipsiz…


Ve gün ışığına çıktığında tekrar  tekrar ölecek gibi ruhum.."


MEL

9 Eylül 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye

Camın kenarında oturmayı severdim hep. Sokağın o kendi telaşı içinde ki koşuşturmalarını seyreder, bazen de düşüncelere dalardım.

Bulunduğunuz yere ait olmadığınızı hissettiğiniz zamanlarınız oldu mu hiç?

Benim oldu.

Ne zamana ne de mekâna ayak uyduramadığım zamanlarım çok oldu. Sokağın köşesinde öylece duran şu sokak lambasıyla paylaştım bunu birçok kez.
Belki anlamadı. Belki de düşündüğümden çok daha derin anlamları çekti aldı içimden.

Akşam çöktüğünde, benimle yaşıt olan evimizin üzerine vuran bir onun ışığı kalırdı sokakta bir de benim yalnızlığım. O sokağı aydınlatırken, ben de içimi aydınlatan düşünceleri serbest bırakırdım sessizce.

Bu anı yaşamak güzeldi. Bir sokak lambasıyla bunu paylaşmak da. İki sessizlik ve iki loş ışık gibiydik karşılıklı.

Biraz hüzünlü biraz üzgün.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...