28 Nisan 2011 Perşembe

Sonsuz




Bir “hayal”di önce…
Sonra bir “yıldız” oldu…
Gördüm “gökyüzü”nde…

Çok uzaktı “önce”…
Sonra “ulaşılabilir” oldu..
Şimdi ise “avuçlarımın içinde”…

Bir “var”dı önce
Sonra bir “yok” oldu…

Bakınca gözlerime,

 “sonsuz”
 yazdı
Kalbim’e...



27 Nisan 2011 Çarşamba

Günün Notu 5:Biri..Diğeri...



Geçerken şehrin caddelerinden usulca, 
önce biri çekti dikkatimi..
Sonra diğeri..
Bakışlarımı çevirdiğimde ters yöne,
sonra bir başkası takıldı gözlerime.

Yıllar öncesine gitti düşüncelerim, hiç aklımda yokken.

Üzerime giydiğim renkleri düşündüm.
Saçıma düşen güneşin ışıklarını.
Okuduklarımı ve yazamadıklarımı…
Bugüne baktığımda,
aslında  hiç tanımadığım, kalp atışlarımı sonra…

Yanımda oturan genç kızın, güzelliğini düşündüm..

Seni düşündüm…beni…
Heyecana boğduğumuz alış-verişleri…

Yol bitti sonra…
Ve…
Kesik attım düşüncelerime,
aynı anda…


21 Nisan 2011 Perşembe

Kaptanın Teknesi




Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…
Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…

...

Gelirken, ne kadar gerçeküstü varsa, hepsini beraberinde getirdi ‘O’
‘O’…
Vakitle birlikte, vakitlice gelen…
Hayatımı allak bullak eden, sonra da ortalığı bana toplatan…
Bir kapı aralandı üç gün önce ve ‘O’ girdi hayatıma…
Güneş kadar yakıcıydı, buz gibi don…
Deprem kadar yıkıcıydı, tufan gibi bir son…
‘O’ ydu hepsi de…
Ruhumun tufanı, tufanımın Nuh’uydu…
Kim, benim sandığım ‘ben’ olmadığımı öğretebilirdi bana?
Vakti, bir kılıç gibi kuşanan kim olabilirdi?…
Kimdi, hiç tanımadığım halde, hep beklediğim?
Sarı gözlü, kara giysili, o yakışıklı kimdi?
‘O’ydu elbette!”

16 Nisan 2011 Cumartesi

Yıllar sonra, yeniden...



Gözlerinin rengine baktım ilk…
Ormanın derinliklerinde, ılık  rüzgara kendini bırakmış yeşille kahverenginin  iç içe girdiği ağaçlar gibiydi, yine… ve yine, aynı deli rüzgarlar esiyordu aklının bir yerlerinde.
Sınırsızca konuştuğumuz yıllar geldi gözlerimin önüne, dinlerken seni...
Bir öğlen vakti oturduğumuz basamakların üzerinde kalbinin çarpıntısı ile heyecana boğduğun kelimelerin ...
Dalıp giden bakışlarındaki ne yapacağını bilmez hallerin…
Yirmili yaşların başındaydık henüz…
El değmemiş topraklar gibiydi, düşlerimiz…
En çok neyi severdim biliyor musun?
Sırlarını…
Benimle paylaştığın, hayallerini…
Utanmadan, sıkılmadan…
Anlayacağımı ve seni bunlar nedenli hiç yormayacağımı bilmeni en çok da…
Bugün bile anlatırken içindekileri “kurallara karşı aynı duruşunu"  fark ettirdin yine  bana.. Ve yine anlayacağımı, seni anlattıklarınla yormayacağımı bilerek, tüm içtenliğinde paylaştın ya; aynı hislerle dinledim, yıllar aramıza hiç girmemiş gibi…
....
Yıllar sonra seni bulduğumda, daha dün ayrılmışız gibi sarıldın gülüşüme…
Güzeldi yine gün,  seninle…



14 Nisan 2011 Perşembe

Günün Notu 4: Hava



Bizi bu havalar mahvetti biliyorum.
İçimizdeki bu fırtınalar hep bu değişen havanın eseri.
Kurutmaya çalıştığımız düşüncelerimiz hep bu ansızın yağan yağmurlar yüzünden ıslak sürekli.
Toprağa dokunmayı özleyen ayaklarımız da bu yüzden mutsuz.
Dinmiyor bu yağmur
Açmıyor güneş bir türlü.
Yalancı sevdalar gibi, hafif bir gülümsemeyle kandırıyor bazı bazı..
Sonra yine aynı gerçek..Soğuk ve  karanlık…

Hep bu havalar düşündürüyor bunları, biliyorum
Kaf dağını..ardını..
Külkedisini
Rapunzeli
Çocuk düşlerimi çağırıp duran da bu havalar..
Her şeye rağmen, mutlu olunabilecek yaşları, düşündüren
Her şeye rağmen içimdeki güneşi uyandırabilen düşlerimi
Yoran da bu havalar..

Hep bu havalar…biliyorum…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...