31 Mart 2011 Perşembe

Bozkırkurdu



... bir dost sıcaklığının gerçekleşmeyecek özlemiyle kendi kendimi yiyip bitirmem gülünçtü. Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulâde sessiz ve büyük. (sayfa 40)

(Hermann Hesse, Bozkırkurdu 1927)

29 Mart 2011 Salı

Martı Olmak



Üşüyen ellerimi, dar ceplerine sokmaya çalışarak ve rüzgarı engelleyebileceğimi düşünerek büzüldüm mantomun içinde…
Aynı anda rüzgarın isteğiyle, sarının rengi düşmüştü -saç tellerimle- yüzüme..

Havada Kasım ayazı vardı bütün sertliğiyle ve takvimdeyse bilmediğim günlerden biri..

Ada vapurunun çark eden motorunun sesi kulaklarımı doldurduğunda , martılarda aynı anda uçmaya başlamıştı yüreğimde..

Güzel bir andı..

Denizin mavisinde martı olmak kadar güzel..

Kısa bir süre sonra, vapurun ayrılığı hatırlatan sesiyle uzaklaştık kalabalığın terk edilmişliğindeki iskeleden..
Sadece birkaç yolcuyla yol almaya başlamıştı eski ada vapuru, sert esen rüzgarın eşliğinde.O birkaç yolcudan sadece ben, göğüs germiştim soğuğun kulak kızartan sertliğine..

Evet, kulaklarım üşümüştü iyice, sonra burnum..sonra ellerim…

Hemen yanımda duran poşette, cebimdeki bozukluklarla aldığım iki simit duruyordu sessizce..biri benim diğeri martılar için olan…

Derken martıları gördüm o an..Ne kadar özgür uçuyorlar diye geçirdim içimden yaklaşmaya başladıklarında, özenerek..

Sonra daldım biraz kendi içime..Yalnız yapılan yolculukların tadı bir başka diye düşündüm, ellerimi gömerek iyice cebime..gözlerimin dalgın bal köpüğünü denizin maviliğiyle buluşturduğumda ve aynı anda rüzgarın savurganlığına yenik düşen saçlarımı düzeltmeye çalıştığımda “çay ister misiniz” diyen bir ses doldurdu soğuğa direnen kulaklarımı..

Gökyüzüne fırlattığım simit parçalarını yakalamaya çalışan martıların çocuk şenliğiyle yudumladım içimi ısıtan çayımı..adaların eşliğinde nazlı nazlı salınırken vapur, denizin üstünde nereye gideceğini bilmeyen ben o ada senin bu ada benim diyerek teker teker geçtim iskeleleri sessizce..

Hiçbir limana demir atamazsınız ya bazen…
Veya, gitmelerin sonu gelmez ya kalmalıyım dedikçe…
İşte öyle….


Sonra ansızın
Kasımın yüz kızartan ayazında
Ayaklarınızın yere basmadığı bir adada
Kalmak istersiniz gizlice…
Bunu,
Bir siz bilirsiniz
Bir de ada....


(Mel/2008)

25 Mart 2011 Cuma

Bir Var Olsa(M)



Irmakların kenarlarında
Ceylanların eşliğinde
Kurtlar olmadan
Cadılar elma yedirmeden
Bir avcı kalbimi sökmeden

Öfkeliyle neşelensem
Uykucuyla, sabaha dek sohbet etsem

Kötü kardeşlerin kalbi
İyilikle dolsa
Külkedisi mutlu olsa

Rapunzel saçlarını kesse
Sevdiği kuleye yürüyerek çıksa


Ben Masal olsam,

Masallar gerçek olsa…

(Mel)

22 Mart 2011 Salı

Çamur ve Yıldız



Hepimiz çamurlar arasında yasarız
 Ama bazılarımız yıldızlara bakar

*
*
*


(Suna Tanaltay/Sevdikçe)

21 Mart 2011 Pazartesi

Düşünce



Tam da bunu düşünüyordum;


 
"Gözyaşıyla ödenmiş bir bedel,
tuzlu suyla geri verilmez"


(Ömer Hayyam)

15 Mart 2011 Salı

Yürek




Bu yürek, bizim yüreğimiz;
 bir tahtası eksiklerin yüreğidir.



(Sait Faik Abasıyanık)

14 Mart 2011 Pazartesi

9 Mart 2011 Çarşamba

Açık Pencere




"Pencereyi açtım.
Ve de yüreğimi.
Odaya güneş doldu.
Ruhuma aşk..."



Paulo Coelho

7 Mart 2011 Pazartesi

Git ya da Gel



dur
sessizce dur ve yüreğini dinle
senınle konuştuğu zaman
kalk
ve yüreğinin götürdüğü yere git

.
.
.

4 Mart 2011 Cuma

Ellerin



Ellerin yola çıktığında
sevgili, benimkilere doğru,
neler getirirler bana uçaraktan?
Neden duruverdiler
ağzımda, ansızın,
neden tanırım onları
o an, önceden
dokunmuşum gibi
.
.
.

Neruda

2 Mart 2011 Çarşamba

Yazılamayan Zaman


Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam -
o yazar çünkü
beni.

Yazar beni
yavaş yavaş
özenli -
azalta azalta
görkemli -
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.

Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiştir -
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...