28 Şubat 2011 Pazartesi

Sade


Bazen, hayat yorar...
Bazen de beklemeni ister;
Geldiğinde mutluluk avuçlarının içine,
ruhunun dinginliği ile karşıla diye...

24 Şubat 2011 Perşembe

23 Şubat 2011 Çarşamba

Kendini Biliş



Ve bir adam söyle dedi: 'Bize kendini bilişten bahset.'

Ve o cevap verdi:


'Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklariniz, kalbinizin bilgisini isitmek için deli olur.

Düsüncelerinizde daima bildiginizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarinizin çiplak bedenine parmaklarinizla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olmasi gerekir.

Ruhunuzun sakli kaynagi yükselmeli ve çagildayarak denize dogru kosmali;
Ve o zaman, sonsuz derinliginizin hazineleri gözlerinizin önüne
serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tarti aramayin;
Ve bilginizin derinligini değnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayin.

Çünkü kisi, ölçüsüz ve sinirsiz bir deniz gibidir.
'Tek dogruyu buldum' degil, 'Bir dogruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' degil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamis gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayisiz taç yapraklari olan
bir lotus çiçegi gibi açilir.'
*
Halil Cibran

19 Şubat 2011 Cumartesi

Narziss Ya da Goldmund

<>
           
<>
 
Narziss “Bak sevgili dostum,” dedi, ‘Bir tek nokta var ki, bu noktada üstünüm senden. Ben tam bir uyanıklık içindeyim, oysa sen yarı uyanıksın, hatta bazen uyuyorsun bayağı. Bana göre uyanık kişi usunun ve bilincinin yardımıyla kendini, kendi varlığının en derin köşelerinde saklı us dışı güçleri, içgüdüleri ve güçsüzlükleri tanır, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilir. Benimle karşılaşmanın senin için taşıdığı bir anlam varsa, o da budur. Sende, Goldmund, us ve doğa, bilinç ve düş dünyası fersah fersah ayrılıyor birbirinden.”                               

“Üstün müyüm-Ben senden?” diye kekeledi Goldmund.
          
“Kuşkusuz” diye devam etti Narziss.
“Senin yaradılışında olanlar, senin gibi sağlam ve narin duyularla donatılmış kişiler, bir zindelik ve canlılığı kendilerinde barındıranlar, düşlerde yaşayan, seven kimseler bizlerden, biz us insanlarından hemen her zaman üstündür. Kısır yaşamların uzağındasınız. Sevme gücü, yaşama gücü armağan edilmiş size. (…) Hayatın zenginliği sizin, meyvelerdeki özsu sizin; sevgi bahçesi size bağışlanmış, güzelim sanat beldesi size sunulmuştur. Sizin yurdunuz bu yeryüzü, bizimkisi ise düşüncelerdir. Sizi bekleyen tehlike duyular dünyasında, bizi bekleyen ise havasız bir mekânda boğulup gitmektir. Sen sanatçısın, ben düşünürüm. Sen annenin koynunda uyuyorsun, ben çöllerde uyanık dolaşıyorum.”
         
“Uyanıklık bakımından, dediğim gibi senden güçlüyüm, senden üstünüm bu konuda. (…) Nihayet, sevgili dostum, başka bütün konularda da sen üstünsün benden, daha doğrusu kendini bulur bulmaz, bu üstünlüğü elde edeceksin.”
         
“ Düşünür dünyanın varlığını mantıkla açıklamaya çalışır. Ve yine düşünür bilir ki, bizim usumuz ve onun bir aracı durumunda olan mantığımız mükemmel sayılamayacak aygıtlardır; bunun gibi akıllı bir sanatçı da fırçasıyla, oymacı kalemiyle bir melek ve ermişin görkemli varlığını asla kusursuz şekilde dile getiremeyeceğini bilir. Ama yine de gerek düşünür, gerek sanatçı, ikisi de kendilerine özgü yoldan bunun üstesinden gelmek için çaba harcar. Başka türlüsü ellerinden gelmez ve gelmemesi de iyidir.Çünkü bir insan doğanın kendisine bağışladığı yeteneklerden yararlanarak kendi kendini gerçekleştirmeye çalışmakla, yapabileceği en yüce ve anlamlı işi yapmış olur.”
            
Goldmund "Bir delikanlıyken, senin öğrencinken henüz, ben de senin gibi düşünce adamı olmayı dilemiştim. Sen ise böyle bir yatkınlığımın bulunmadığına bana gösterdin. O zaman yaşamın öbür tarafına attım kendimi, duyuların ve nefsin tarafına; bu tarafın bana zevkli gelmesinde de kadınlar ve kızlar işimi kolaylaştırdı, alabildiğine istekli ve doymak bilmez kadınlar. Ama onlardan aşağılayıcı bir dille söz etmek de istemem. Duyuların sağladığı hazlardan da öyle, çünkü çoğu zaman pek mutluydum. Ayrıca, çoğu zaman duyusal hazların insana bir dirimsellik kazandırdığını da yaşamak mutluluğuna erdim. Sanata kaynaklık eden de bunlardır.” 

Hermann Hesse, Narziss ve Goldmund

17 Şubat 2011 Perşembe

Günün Notu:Anlamak



Bazen,  iki kişinin arasındakini, sadece o iki kişi anlar.
Üçüncü kişi sadece anladığı kadarını  ifade eder.
O yüzden, bazen iki kişi yeterince kalabalıktır zaten.
Ve yeterlidir...

15 Şubat 2011 Salı

Carpe Diem


Dün gece rüyamda bir sürü martı gördüm..
Bir sürü..
Aralarında yürümeye çalışıyordum,
 hemen başımın üzerinde uçuyorlardı.

Mutluluk anlarını yakalamayı, seviyorum...
Mutsuzlukları ise, anların içinde bırakmayı...

14 Şubat 2011 Pazartesi

NERUDA


Ölüm bir tek bana yazılmış bu öyküde

ve aşktan olacak ölümüm; seni sevmekle,

çünkü seviyorum seni aşkım; kanla, ateşle.

11 Şubat 2011 Cuma

Pazar Hayali(M)


Hava bir tuhaf. Hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada. Kaçmaya müsait bir bulutluluk.
Bir balkon olsa şimdi. Kimsenin seni tanımadığı bir şehirde. Kahvenin içine konyak kendiliğinden düşse, kocaman bir hırkanın içinde olsan şimdi sen. Bir şeyi terk etmiş olsan. Mesela bir şehri. Mesela kendini, yüzünü filan mesela. Sadece otelin kat görevlisi bilse ismini, sadece tesadüfen. İsminin yanlış telaffuz edildiği bir şehir olsa bu, sen de artık başka bir isme sahip olsan.

Biri gelse...
Üstünde kocaman kocaman giysiler olsa, kocaman bir kazak, kocaman bir pantolon, kocaman çoraplar, iç organlarına kadar ısınmış olsan. İçeride televizyonun sesi açık olsa ve çok güzel müzikler vardır ya, hani günün üzerinde bir buğu yaratan, hayatı photoshop’layan müzikler, onlardan biri çalsa. Bir kitap okuyor olsan. Şöyle kocaman bir şey. Çalışıyor olsan hatta, altını çize çize. Bir şey öğreniyor olsan kitaptan. Koltuk tam sana göre olsa oturduğun, sehpa öyle. Sen tam kendine göre olsan. Bir papatya kadar dengeli.
Tam sen kitabı bitirdiğinde, gözlerin ağrıdığında biraz, kapı çalsa. Uzun zamandır görmediğin, artık aramaya da utandığın biri, seni hiç utandırmadan kapıda dursa. Çok eski bir dost olsa bu. O kadar eski olsa ki arada geçen zamanda ne olup bittiğini konuşmadan sohbet edebilsen. Gülsen gülsen...

Konuşmasan...
Akşam olsa birazcık. Madrid’de mesela jambon dükkânlarından birinde, ayakta şarapla biraz jambon yesen. Tek derdin damağını kesen ekmek kabuğu olsa. İnsanlara baksan, diyelim ki Buenos Aires’te o eski kahvelerden birinde, yüksek tavanlı olarak. Petersburg’da olsan mesela, oteline sarı saçlı bir kız o at arabalarından biriyle götürse seni, beyaz gece uzasa. Uzasa uzasa ve kimse seni merak etmese. Şam’da Hıristiyan Mahallesi’nin ara sokaklarında kaybolsan yürüye yürüye. Hiç konuşmasan kimseyle. Kimse de seninle konuşmaya çalışmasa.
Beyrut’ta akşam olsa, Deny’s barda sana kimse bir şey sormasa. Yüzünden anlasalar ne içeceğini. Gece bastırsa Paris’te, bir çatı katında bir yatağa kıvrılsan. Çinko su borularından güvercinlerin ayak sesleri duyulsa. Camda yağmur izlerini uzatsa, kısa kısa.

Görünmesen...
Çok güzel bir rüya görsen, huzurlu bir şey. Kalabalık olmayan bir rüya. Uyansan uyku bittiği zaman uyansan ama. Denize karşı kahvaltı etsen. Yine konuşmasan kimseyle. Kimse de sana bir soru sormasa.
Böyle kaç gün geçse... Böyle kaç gün geçse insan yeniden konuşmayı ister? Görünmeyi? Nefesinin sesini duyana kadar beklesen. Yatağa başını koyduğunda, yan dönüp kulağın yastığa dayandığında kalp sesini duyarsın ya kendinin. Öyle kaç gece geçse yeniden kalkıp kalabalıklara karışmak ister insan? Sorulara cevap vermeyi?
Kocaman giysilerin olsa üzerinde, iç organlarına kadar ısınmış olsan. Ellerinin kazak kollarının içinde...
Hava bir tuhaf. Hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada. Kaçmaya müsait bir bulutluluk.

(Ece Temelkuran 10/01/2010)

"Sen" Olursun



Biraz daha "sen" olursun, kalbindeki rengi büyüt...

(Küçüğüm/E.G)

10 Şubat 2011 Perşembe

4 Şubat 2011 Cuma

3 Şubat 2011 Perşembe

Dev Masalı


Her sabah bir dev masalında uyanınca,
 hep çocuk kalmak..kurtulmak...

(Ezginin Günlüğü)


1 Şubat 2011 Salı

Tanrılar Okulu




"Bir Oluş Okulu kuracaksın, gerçekleştirecek bir düşü olan herkes için bir Üniversite... burada ‘düşün’ hayattaki en gerçek şey olduğu öğretilecek...insanın gerçek dediğinin kendi düşünün yansımasından başka bir şey olmadığı öğretilecek. Bir sorumluluk okulu yaratacaksın, eylem filozoflarının devam edeceği ve mutluluğun ekonomi olduğunun öğretileceği bir Okul... zenginlik, refah ve güzelliğin insanın doğuştan gelen hakları olduğunun öğretileceği bir Okul. Sonsuz bir Okul yaratacaksın... bir Tanrılar Okulu...Öyle bir Okul ki benim hızımda ve düzeyimde olacak... Eleştirilerden sakın korkma! Görünürde önünde her türden engel olacak, ancak her zorluk ve düşmanın senin en büyük müttefikin ve bu teşebbüsün ayrılmaz ve yeri doldurulamaz birer parçası olduğunu zamanla kavrayacaksın."


Dreamer


“ Özgür olmayı, her türlü kısıtlamadan uzak bir özgürlüğü düşle. İstediğin her şeyi elde edebilmekten kendini alıkoyan tek kişi sensin! Düşle… Düşle… Hiç durmadan düşle. ‘Düş’ var olan en gerçek şeydir. ”



(Stefano Elio D'Anna)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...