13 Aralık 2011 Salı

keliMELerim DÜŞtü geceye

Başımın düştüğü yerde, dizlerimin varlığını, hayal meyal hissediyordum.
Vücudumdan bağımsız öylece duruyorlardı, kenetlenmiş kollarımın arasında.

Çok yorgundum.
Koskoca bir binayı tek başıma inşa etmiş ve sonrasında tek hatayla yıkmış gibi umutsuz bir yorgunluk damarlarımda ilerliyordu sinsice.

Hiçbir şey düşünmediğiniz bir anınız oldu mu hiç? Koskoca bir boşlukta dönüp durduğunuz, yer çekiminden kurtulmuşçasına, tüm şımarıklığıyla etrafta dolaşan korkularınızla birlikte karşı karşıya kaldığınız, ama tek bir söz bile duymak istemediğiniz bir anınız oldu mu? O ana kadar geçirdiğiniz tüm yaşamın, gözlerinizin önünden geçmesine engel olamadığınız, kendinizi ölmekten beter hissettiğiniz, yer yarılsa da içine girsem dediğiniz o korkunç “an” da özellikle en sevdiğiniz kişileri düşüncelerinizden uzaklaştırmaya çalışmak gibi çaresiz bir çaba içinde buluyorsunuz kendinizi.

-“Asırlar geçmeli” dedim kendi kendime, “keşke şu anın üzerinden asırlar geçse ve ben bu zaman içinde yok olup gitsem”. Ve şu dünya; daha az ses çıkartsa, dönüp durduğu sırada...

Yanaklarımın kıvrımlarından dudaklarıma uzanan gözyaşlarımı elimin tersiyle silerek bindim dolmuşa. Bu tad insanı hüznün girdaplarına sürüklüyor sanki. Dudağıma değen gözyaşımın tuzlu buruk tadı, kendimi bu koca dünyada tek başıma kalmışçasına çocuk yapıyor her dokunduğunda…

...

Yeni bir yön istiyor insan, bazen
Yeni bir yol…
Bulduğundaysa
İnanmak istiyor insan…
Sihrine inanmak
Ruhuyla var olmak...
Yeni bir yön,
Yeni bir yol...

MEL

14 Kasım 2011 Pazartesi

keliMELerim DÜŞtü geceye/Dut Ağacı

Unutmadan yazmam lazım…
Unutursam küserim…

 Dut ağacı gördüm eve dönüşte
Etraf çocuk kaynamasına rağmen, dut
ağacı bir o kadar yalnızdı gölgesinde...
Şaşırdım... Hiçbir çocuğun dikkatini
çekmemesine...

Oysa dedim... Oysa ben, utanmasam,
yapışırdım gövdesine...
Hatta evden bir koşu, eski beyaz bir
çarşaf kapıp altına sermiştim bile…
Patır patır düşerdi olmuş dutlar
üzerine... Sonra oturup dutlarla
renklenen çarşafın köşesine,
yıkamadan yerdik neşe içinde…

Oysa bu dut ağacı çok yalnızdı...
Dutları yerde, başı önünde

10 Kasım 2011 Perşembe

Köşebaşı Yazıları(M)



Bazen tam da aklınızdan geçeni yazmak istediğiniz, tarzınızın dışında kalsa da, bu durumu çok da umursamak istemediğiniz yazılarınız olur.

Başka bir köşede biriken bu yazılarım için ;

http://kosebasiyazilarim.blogspot.com

Sevgilerimle...

27 Ekim 2011 Perşembe

keliMELerim DÜŞtü geceye

Bir adım uzağımdasın sanki…
Atsam adımımı
Sana geçecek ruhum...
Konuşsam, sözcüklerim
Sen olacak.
Sussam,
Suskunluğum

Her yol sana çıkacak,
gitsem
Kalsam,
Yine Sen...

MEL

11 Ekim 2011 Salı

...

Ruhumun mevsimlerinde  kayma var sanki. Baharı beklerken kış hala devam ediyor ısrarla.  Çamura düşmüş kar tanesinin rengi nasıl değişirse, anlar içinde değişen ruhum da, çamur rengine dönüyor sanki. Aklımın bana oynadığı oyunlar ise, sevdiğim  insanların oyunlarıyla baş edemiyor  artık.

Şehrin en işlek caddesi gibi beynimin içi. Bir koşuşturma bir kargaşa. Kal(k)maya hazır son  trenin  sireni çalıp duruyor  zihnimde. Beklemenin hüznüyle,  hafif hafif yol alıyor düşüncelerim. İnanmak istediğim yüzler ise, yetişemedi hiçbir gidişe…



MEL

28 Eylül 2011 Çarşamba

keliMELerim DÜŞtü geceye

“Kapıyı açtığımda ilk gördüğüm sendin.
Üzerinde uçuk pembe bir kazak vardı, içinde beyaz bir gömlek, yakaları dışarıda. Saçların açık ve perçemleri alnına düşmüştü. Sarı şeritler vardı saçında, kendi doğallında olduğu her haliyle belliydi.

Yan masaya bir şey koymuş ve biraz gergin bir şekilde kendi masana dönmüştün. Kapıyı araladığımı fark ettiğinde bakışlarını çevirmiştin ya hani bana doğru… İşte o an sevmiştim seni ilk.İlk görüşte ve ilk bakışında.”

Denizi özlüyorum böyle anlarda.
İçimin akıp gitmesini ve o enginliğe karışmasını.
Gözlerimin ufuk çizgisini yakalamaya çalışırken dalıp gitmesini.
Martıları özlüyorum biliyor musun?
Herkesten uzak uçmalarını…
Sonra bir adaya konmalarını.
Bir ada özlüyorum.
İçinde yabani duygularla herşeyden habersiz yaşayan, bir insan olmayı.
Doğrusu bu değil biliyorum.
Kaçmak gibi bir şey bu…
Korkmak gibi.

Oysa ben, korkmuyorum.

23 Eylül 2011 Cuma

...

Ben seçmedim bu suskunluğu.
Kayıp giden toprak parçasının sürüklediği köklerin, içimi parçalarcasına yol almasını da.Günlerdir yağmuru beklemiştim oysa. İçimde kaskatı kalan toprak parçasını yumuşatmasını, sürükleyip götürmesini istemiştim, benden çok uzaklara. Şimdi ise kayıp gidenlerin ardından  terk edilmiş bir çocuk gibi bakıyorum. Boğazımda öylece duran ve yutkunamadığım onca söz  boğmaktan beter ediyor ruhumu.

Kalbimi de söküp attım az önce.

Oysa, Seni sevdim ben. Çok sevdim hem de.
Yağmurlara inat köklerinin , ruhuma sarılıp kalmasını istedim geceler boyu. Gitme istedim benden uzak hiçbir yere…Bakma istedim ışık gözlerinle avuçlarımın içine kayıp giden yıldızdan başkasına… 

Ruhuma eş olan ruhunun bile yabancı  kaldığı,  yokluk günlerindeydim artık.
Dudaklarımı çatlatan  susuzluklar,  kuruttu sana dair her bir kelimemi.
Yalnızca, kapı aralığına sıkışmış gitmeler var aklımda artık.

Kalmak ise,  uzak bir şehir  gibi…

14 Eylül 2011 Çarşamba

An/Sızı(M)!

"Ben hep sahte yüzüyle karşılaşmışım hayatın. Onca inancın altında her an patlamaya hazır bir sahtekarlık  varmış  meğer. Fitili ateşleyen ve avucumda  sadece bir kül yığını olarak kalacak an’lar o kadar fazlaymış ki, zamanında farkına varamamışım …

Bu duygunun tarifini bulmaya çalışıyorum günlerdir. Bu yokluğun, bu sessizliğin…İçimdeki bu terk edilmişliğin… Ay ve Güneş peş peşe tutulmuş gibi, her yer karanlık…Köşeye sıkışıp kalmış gibi onca duygu…Ürkek ve sahipsiz…


Ve gün ışığına çıktığında tekrar  tekrar ölecek gibi ruhum.."


MEL

9 Eylül 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye

Camın kenarında oturmayı severdim hep. Sokağın o kendi telaşı içinde ki koşuşturmalarını seyreder, bazen de düşüncelere dalardım.

Bulunduğunuz yere ait olmadığınızı hissettiğiniz zamanlarınız oldu mu hiç?

Benim oldu.

Ne zamana ne de mekâna ayak uyduramadığım zamanlarım çok oldu. Sokağın köşesinde öylece duran şu sokak lambasıyla paylaştım bunu birçok kez.
Belki anlamadı. Belki de düşündüğümden çok daha derin anlamları çekti aldı içimden.

Akşam çöktüğünde, benimle yaşıt olan evimizin üzerine vuran bir onun ışığı kalırdı sokakta bir de benim yalnızlığım. O sokağı aydınlatırken, ben de içimi aydınlatan düşünceleri serbest bırakırdım sessizce.

Bu anı yaşamak güzeldi. Bir sokak lambasıyla bunu paylaşmak da. İki sessizlik ve iki loş ışık gibiydik karşılıklı.

Biraz hüzünlü biraz üzgün.


26 Ağustos 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye

Yemyeşil bir vadiydi sana baktığımda, gördüğüm.
Dibinde nefessiz kaldığım, büyük bir denizdin sonra.
Küçüktüm..
Hayat yeni yeni gösteriyordu kendini o yaşlarda..Büyümek nasıl bir şey diye düşündüğüm zamanlarda, aslında hiç de küçük olmayan yüreğimle tanışmıştım ilk..
Derin bir kuyu gibiydi içimde,hiç dolmayan. İplerini saldığım kovaların boşluğuyla,yankılanan..

Çok derinlerde, gülümseyen bir kız çocuğu belirdi sonra..
Gözlerindeki ışıkla kuyuları aydınlatan. Zaman zaman düşleriyle boşlukta sallanan kovaları dolduran..
Bir gün;
seslendi bana;
Duy beni dedi…
Anla…

Düşle dedi.Düşle.
Düşledim.

Ay la sohbet ederken, sessiz gecelerde,
Yıldızlara anlatırken yanıp sönen hayallerimi
İnanırken geleceğin mutluluğuna
Belki, Aşk a..
Düşledim..
Hatta, Büyüdüğümde anladım ki, Hayatı ve Aşk ı
Sadece düşlemiştim…

17 Ağustos 2011 Çarşamba

keliMELerim DÜŞtü geceye

Tamamlanmayan cümlelerin, parantez aralığında geziniyor parmaklarım şimdi.
Senli kelimelerin ağırlığıyla yüklenmiş, om(u)zumdaki çantam.
Ne bir kalem ne bir defter yetiyor…

Yalnız sana dair, boşluğa atılan kelimelerin yankısında, uykularım.
Sarı saçların var bilirim,   düşüncelerin gibi örülmüş…
Çocukluğundan kalma, yıllara meydan okuyan bir de gülüşün.




11 Ağustos 2011 Perşembe

keliMELerim DÜŞtü geceye

İstanbul dalgın bugün.

İki yakayı birbirine bağlayan köprüsü durgun.
Kıyılarını süsleyen o muhteşem yalılarının insanı yakan güzelliği bile susmuş.
Sessiz ve alımlı.

İstanbul oluyorum ansızın.
Dalgın, suskun.

Tek farkla…

Kıyılarımda ki o muhteşem yalılar yıkık…
Düşlerim gibi.





Düşümde bile görmüyorum seni..
Düşlerimde bile yoksun..
İki kalp atışında hissediyorum bazen
Bazen iki yaralı yürek gördüğümde
Bakışların dalgınlaştığı
Ellerin birbirine kenetlendiği anlarda düşüyorsun yüreğime
Bütün yaşanmamışlıklara rağmen
Kendi kendime…

2 Ağustos 2011 Salı

Rüya/Martı

"Çok sık rüya görürdüm. Masmavi  gökyüzünde uçtuğum zamanlar  çok olmuştu. En çok da yemyeşil bir tepeden, yaşadığım şehri izlerdim sessizce. Bazen de yüksek kayalıklardan aşağıya bırakırdım kendimi. Büyük bir hızla çarpacağımı hissettiğimde toprağa, tekrar gökyüzüne doğru yükselirdim.İşte o an, bir martı kalbiyle yaşadığımı düşünürdüm. Kanat çırpışlarımın çıkarttığı o rüzgarlı sesle gökyüzünü keşfe çıkar, bulutların üzerinde daha özgür nefes  aldığımı hissederdim."


Mel/01/08/2011

22 Temmuz 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye

Yüzünde, sırrını vermek istemeyen
küçük bir kızın,
suskun bakışları vardı.

Gözlerinin hemen altında,
Belli belirsiz bir kırmızılık
Pınarlarında,
akmayı bekleyen bir nehir
Ve dudaklarının kenarında gezinip duran,
Nazlı bir hüzün.

Sanki;
Dokunsalar ağlayacaktı!

Dokundular...
Ama ağlamadı!

19 Temmuz 2011 Salı

keliMELerim DÜŞtü geceye

Bir an geldi ve bıraktım kendimi, durdum...

etrafımda uçsuz bucaksız bir boşluk ,
tıpkı kalbimdeki gibi...
baksalar yüzüme ardımı göreceklermiş gibi ,
öyle bir anlamsızlık..
bakanın gözüne takılmayacak kadar ifadesiz bir ruh...

dedim ya,
bir an geldi ve bıraktım tüm anlamları...

akıp gitti parmaklarımın ucundan, ruhum gibi...
                                              
Çok yoruldu biliyorum,      
"Uyumak istiyor ruhum"

17 Temmuz 2011 Pazar

keliMELerim DÜŞtü geceye

Önümden geçip giden bakışlarının izleri duruyor yollarda. Bir başkası geçmiş olsa da üzerinden, silinmiyor ayak izlerin ısrarla. Bir de saçlarımda ılık bir meltem gibi kalışın var ya…


MEL

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Dün...



Bugün İstanbul da benim gibi…
Öfkeli sanki..Sanki biraz gelişine bırakmış gibi, yaşamı..
Trafiği, yere düşen birkaç damla nedeniyle iç içe girmiş…
İnsanlar yığılmış duraklarda, kaldırımlarda…

Bir süredir , gördüğüm/duyduğum/yaşadığım  “anlamsızlıklarla”  yürüyorum İstanbul un üzerinde... Düşünmekten kaçındığım pek çok çirkin insan duruşunu beynimin en arka odalarına saklayarak…Öfkelenmemeye çalışarak...Çoğu zaman susarak…

Derken; bir çocuk beliriyor karşımda…Cama yaslanmış başımı kalabalığın içine çevirdiğimde fark ediyorum ilk…Babasının kucağında oturmuş haliyle ve beresinin altından çıkan sarı bukleleriyle duruyor karşımda öylece…Dışarıyı izliyor gülümseyerek, kendi kendine...

Sonra ufak bir tünele giriyor taşıt ve birden gözleri olduğundan üç beş kat daha fazla açılıyor sevinçle..
Işıkları anlamaya çalışıyor, belki de karanlığı…

İşte o an… O an kağıt kalem çıkartmak istiyorum  çantamdan...O sevinci, o muhteşem gözleri yazmak için, satır satır…Ama o kadar çok seviyorum ki çocuğun bu halini,  kıpırdayamıyorum…İçimden bir sevinç çığlığı atmak geçiyor  gülen gözleriyle birlikte…Gülümsüyorum sadece…

Bazı anlardan bir kitap dolusu yazı çıkar diye düşünüyorum , izlerken çocuğu. Hatta saatler süren bir film…Üzerindeki giysilerin eksikliğine, eskiliğine rağmen bu kocaman çocuk gülüşüne her şey feda edilir diye düşünüyorum bir de..Yeter ki içindeki o coşku hiç bitmesin...Yeter ki  şu büyümüş insanlar onun canını hiç ama hiç yakmasın…

“Sanırım size naz yapıyor” diyor yanımdaki genç bayan yüzüme bakarak..Çocuğa bakıyorum tekrar, ela gözlerine, saçlarına, minik kirli ellerine..O ifade edilmesi zor, gülüşüne…”Sanırım” diyorum gülümseyerek ...Gözlerimiz değdiğinde birbirine, utanıyor ve gözlerini yumuyor çocuk, sımsıkı…ama aynı gülümsemesiyle..Ben daha büyük gülümsüyorum çocuğun renklerini gördükçe.
İçimdeki onca bıkmışlığa rağmen…

Kucaklamak ve Sen harikasın demek geçiyor içimden ansızın..
Ve bir de;  katılırcasına ağlamak...
Kimse anlamadan...Bir tek çocuk anlasın istiyorum bu isteğimi...
Ve ne tuhaftır ki; anladığını hissediyorum…

Otobüs durakta durduğunda kalkmam gerektiğini hatırlıyorum irkilmiş gibi. Yerimden kalktığımda eğiliyorum ve gözleri  -hala- sımsıkı kapalı ama  gülümsemeye devam eden çocuğun yanağına dokunarak “ sen harikasın” diyorum sessizce…Açıyor gözlerini, bakıyor…"gitme, oyun bitmedi daha" der gibi..

Öpemiyorum...
İçimde kalmış bu istekle yürümeye başlıyorum yollarda…

Ve kulağımda “gülümse hadi gülümse..bulutlar gitsin” diyor  bir ses…


Not: Bu anı yaşadıktan sonra Üsküdar a geçmek üzere bindiğim motorda ilk iş notlarımı almak oldu.

“Trafik, istanbul ,dun,  bugun, onceki gun, sevimsiz insanlar, ofke, uzaklasmak, otobus, yolculuk cocuk, tunel, gozlerini acmasi, ifadesi, yuzu, mutlulugu, yanimdaki genç bayan, size naz yapiyor demesi, cocugun gulumsemesi, kitap yazmak, film yapmak, ani yakalamak, aglamak, gulmek, sezen aksu, gulumse hadi gulumse, yol, hayatin icinde olmak, cikarsiz”


MEL...


(01.04.2011)


12 Temmuz 2011 Salı

Farket(mel)i



Şaşırıyorsun biliyorum;  cümlelerimi uzattığımda...
Ve bakışlarımı netleştirdiğimde,  sözlerine doğru...
Cümlelerimin rengi bile değişiyor,  biliyorum...
Bütün o yumuşak tonlar yerini güneşsiz bir gökyüzüne bırakıyor...
Şimşekler çakıyor, yıldırım düşüyor çok uzaklarda...
Gölgede kalıyor bakışlarım, üşütüyor
Böyle anlarda, kendime şaşırarak bitiriyorum cümlelerimi bazen, 
kimse fark etmeden…

Farkına varmalı insan değil mi?
Ben mesela, farkına varmalıyım,  kendimin..
Sen, farkına varmalısın, kaybettiklerinin…
Şu yüzüne baktığım ego(n)  da farkına varmalı, ne için beslendiğinin..
Hiç!liğinin…
Ya da hafife aldığın değerlerin, farkına varmalı, kibirin…
Mesela; ne için sevildiğinin farkına varmalı, sevgilin…

Bir genç kız neleri biriktirmeli ruhunda, farketmeli  gecikmeden…
Bilmeli hikayeler, sadece mutlu sonlarla bitemeyeceğini…
Farketmeli  kişi bunu, daha  yaşarken…

Dedim ki;
“Benim bir felsefem var , öyle her köşe başında , her önüme çıkan ruha anlatmasam da…”
Ruh dedim, şaşırdın…farkına vardım…
Hep ölümle anılan ruh’un , aslında şu an yaşadığını farket istedim…

Ruh’un yaşıyor farkında mısın?

Seni önemsememin, kendimi yok saymamdan geçmediğini farketmelisin…
Sınırlarım olduğunu ben göstermeden, hissetmen gerektiği gibi…
Hayallerini fark edeni görmeli gözlerin…
Elini uzatmalısın, fark eden ruh’a…
Tuttuğunu farketmelisin…
….
Şaşırıyorsun biliyorum, uzun cümlelerle sustuğumda…
Dokunmadığımda,  yaşamının hiçbir noktasına…

Oysa, o kadar çok dokundum ki sana,
Sen farkına varmasan da...

5 Temmuz 2011 Salı

keliMELerim DÜŞtü geceye

Çok doğru; yıkılmaz duvarlarımın olduğu..
En sert rüzgarla gelen dalgalara bile karşı duran,
En yıkılması gereken anda bile ayakta duran..
Ama; bilmez kimse iki satırla,  insanın ne kadar derinlerde yaşadığını..
Görse bile anlamaz, susuşlarında tutunduğu dalların , aslında ne kadar ince olduğunu..
Anlatılmaz da öyle her şey..
Hatta hissedilmez de belki..
Karışır gider kızgınlıklara..kırgınlıklara..

O zamanlar büyüyorduk biz…
Sen başaktın..
Bense rüzgar..


MEL

28 Haziran 2011 Salı

keliMELerim DÜŞtü geceye-Susmak


Susmak, hiç konuşmamak değil aslında,
Ne de çekip gitmek.
Belki hiç düşünmemek, belki de hiç yürümemek.
Belki durmak sadece.Sadece bilmek, belki de.

Dün bahardı gözlerim, bugün hazan.
 Neşe, ipi kopuk uçurtma, tutamazsan,
 bir daha hiç senin olmayan.


Mel


22 Haziran 2011 Çarşamba

keliMELerim DÜŞtü Geceye



Yanlış çalınan kapının, açılan yabancı
yüzü gibiydi hayat bazen.
Hiç tanışmıyormuşuz gibi; uzak…



Mel

10 Haziran 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye



Dağların ardı sisli.
Morlu pembeli bir akşam var üzerlerine çöken.
Benimse griye dönmüş düşüncelerim var.Soğuk, uzak.

Küçükken terk edilmiş, bir kız çocuğu ruhum aslında.
Doğduğu gün, emaneten bırakılmış bir bedene.
Sahip çık diye bir not iliştirmişler üzerine.
O yüzdendir ki; sahibini bulma telaşında.
O yüzdendir ki hep sahip çıkıyor,
içindeki emanet, çocuk ruhuna.



                                              Mel

3 Haziran 2011 Cuma

keliMELerim DÜŞtü geceye- Aşk Nedir?


Gözlerinin haresinde biriken o heyecan dolu sözcükleri görebiliyorum.
Gözlerime yansıyan yeşilin ortasında, bahara uyanan o ağacın tatlı kahverengini de…
Güneşli bir sabahın sana getirdiği güzelliklerin yüzünde beliren coşkusunu da…

Hani soruyorsun ya;

“Aşk nedir ?” diye

Gözlerindeki o bitmeyecek sandığın hislerin, baktığın kişiye dokunuşudur, Aşk…
Ama, bakmayı red ettiğin an, bitecek olandır.

Ne gökte ki yıldız,
Ne suya yüzünü düşüren ay’dır…

Ruhunu saran müzik de değildir aşk
Ne de bitmek bilmeyen kelimelerin...

Bu sabah, gözlerinde gördüğüm ağlama isteğidir aşk…
Sen istemeden, olandır…


Mel

8 Mayıs 2011 Pazar

Teşekkür Ediyorum...



Birileri size , en az sizin kendinize inandığınız kadar “inandığında” ortaya çıkan sonuç “güzel” den daha az olmuyor. Çünkü sizin yüreğinize inanan kişiler, tıpkı sizin onlara baktığınız gibi “güzel” bakıyor size.
 Yıllar içinde yazdıklarımız bize, bizi anlattı her zaman.
Bir an geldi sustuk…okuduk sadece…
Bir an geldi içimizi kabımıza sığdıramadık ve taştı özgürce…
“Martı” olduk…
“Ada” olduk…
Bir hayalin oluşumu da yine bu süreç içinde oldu…
“Kızlarım” dedim…onlara yazmalıyım, dedim…yazılanlar, onlara kalmalı, dedim…
Yazdım da…
Çocuk olmayı,
Aşk’ı,
Dostluğu,
Umudu,
Hüznü,
Hayatı,
Yazdım…
“Sonra”ya bıraktığım bir çok an’lar olsa da, şu ana kadar yazdıklarımın “ilk” olması kendi içinde bambaşka bir anlam taşıdı benim için…
Bana “hadi artık” diyen dostlarım oldu her daim...”Hadi Mel, kitap olsun yazdıkların” diyen dostlarım.
Hayatı aynı mekanlar içinde paylaşmasak da…anlarımız birbirine denk düşmese de…hatta birbirimizin yüzlerini bir iki fotoğraftan öte bilmesek de…ya da sadece sıcak bir çayın–kahvenin eşliğinde tanısak da birbirimizi…yazdıklarımızla çoğalttığımız dostluklarımız oldu…
Kitabımın heyecanını  ve bu heyecanın bana yansıyan  güzelliklerini yaşadığım bu günlerde,  teşekkür etmek  istiyorum her birine...
İçimde onlar adına yaşadığım mevsim hiç değişmeyecek…Her zaman bahar gibi taze ve yaz gibi sıcak kalacaklar. Ve yakın zamanda , ben de onların hayallerinin gerçekleşmesini izleyeceğim keyifle…
Bir şiir..bir kitap..bir resim olarak gülümseyecek yüzleri  yine bana aynı sıcaklıkla…
Her şey, hepimiz adına güzel olacak…
Her zaman “ inandığım” gibi.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

keliMELerim DÜŞtü geceye-MELahat Yaman

keliMELerim DÜŞtü geceye

Baskıdan çıktı...
Bir haftaya kadar kitap evlerine dağıtımı olmakla birlikte internet üzerinden satışı da başlayacak.

Çok daha güzel sözlerle ifade edebilmeyi isterdim duygularımı, ancak şu günlerde hissettiğim "heyecan" tüm sözcüklerimi yuttu sanki:)

Bir hayaldi, gerçek oldu...
Sıra, diğer hayallerin gerçekleşmesini beklemekte...

Sevmeniz ve baş ucu kitabınız olması dileğimle...

28 Nisan 2011 Perşembe

Sonsuz




Bir “hayal”di önce…
Sonra bir “yıldız” oldu…
Gördüm “gökyüzü”nde…

Çok uzaktı “önce”…
Sonra “ulaşılabilir” oldu..
Şimdi ise “avuçlarımın içinde”…

Bir “var”dı önce
Sonra bir “yok” oldu…

Bakınca gözlerime,

 “sonsuz”
 yazdı
Kalbim’e...



27 Nisan 2011 Çarşamba

Günün Notu 5:Biri..Diğeri...



Geçerken şehrin caddelerinden usulca, 
önce biri çekti dikkatimi..
Sonra diğeri..
Bakışlarımı çevirdiğimde ters yöne,
sonra bir başkası takıldı gözlerime.

Yıllar öncesine gitti düşüncelerim, hiç aklımda yokken.

Üzerime giydiğim renkleri düşündüm.
Saçıma düşen güneşin ışıklarını.
Okuduklarımı ve yazamadıklarımı…
Bugüne baktığımda,
aslında  hiç tanımadığım, kalp atışlarımı sonra…

Yanımda oturan genç kızın, güzelliğini düşündüm..

Seni düşündüm…beni…
Heyecana boğduğumuz alış-verişleri…

Yol bitti sonra…
Ve…
Kesik attım düşüncelerime,
aynı anda…


21 Nisan 2011 Perşembe

Kaptanın Teknesi




Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…
Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…

...

Gelirken, ne kadar gerçeküstü varsa, hepsini beraberinde getirdi ‘O’
‘O’…
Vakitle birlikte, vakitlice gelen…
Hayatımı allak bullak eden, sonra da ortalığı bana toplatan…
Bir kapı aralandı üç gün önce ve ‘O’ girdi hayatıma…
Güneş kadar yakıcıydı, buz gibi don…
Deprem kadar yıkıcıydı, tufan gibi bir son…
‘O’ ydu hepsi de…
Ruhumun tufanı, tufanımın Nuh’uydu…
Kim, benim sandığım ‘ben’ olmadığımı öğretebilirdi bana?
Vakti, bir kılıç gibi kuşanan kim olabilirdi?…
Kimdi, hiç tanımadığım halde, hep beklediğim?
Sarı gözlü, kara giysili, o yakışıklı kimdi?
‘O’ydu elbette!”

16 Nisan 2011 Cumartesi

Yıllar sonra, yeniden...



Gözlerinin rengine baktım ilk…
Ormanın derinliklerinde, ılık  rüzgara kendini bırakmış yeşille kahverenginin  iç içe girdiği ağaçlar gibiydi, yine… ve yine, aynı deli rüzgarlar esiyordu aklının bir yerlerinde.
Sınırsızca konuştuğumuz yıllar geldi gözlerimin önüne, dinlerken seni...
Bir öğlen vakti oturduğumuz basamakların üzerinde kalbinin çarpıntısı ile heyecana boğduğun kelimelerin ...
Dalıp giden bakışlarındaki ne yapacağını bilmez hallerin…
Yirmili yaşların başındaydık henüz…
El değmemiş topraklar gibiydi, düşlerimiz…
En çok neyi severdim biliyor musun?
Sırlarını…
Benimle paylaştığın, hayallerini…
Utanmadan, sıkılmadan…
Anlayacağımı ve seni bunlar nedenli hiç yormayacağımı bilmeni en çok da…
Bugün bile anlatırken içindekileri “kurallara karşı aynı duruşunu"  fark ettirdin yine  bana.. Ve yine anlayacağımı, seni anlattıklarınla yormayacağımı bilerek, tüm içtenliğinde paylaştın ya; aynı hislerle dinledim, yıllar aramıza hiç girmemiş gibi…
....
Yıllar sonra seni bulduğumda, daha dün ayrılmışız gibi sarıldın gülüşüme…
Güzeldi yine gün,  seninle…



14 Nisan 2011 Perşembe

Günün Notu 4: Hava



Bizi bu havalar mahvetti biliyorum.
İçimizdeki bu fırtınalar hep bu değişen havanın eseri.
Kurutmaya çalıştığımız düşüncelerimiz hep bu ansızın yağan yağmurlar yüzünden ıslak sürekli.
Toprağa dokunmayı özleyen ayaklarımız da bu yüzden mutsuz.
Dinmiyor bu yağmur
Açmıyor güneş bir türlü.
Yalancı sevdalar gibi, hafif bir gülümsemeyle kandırıyor bazı bazı..
Sonra yine aynı gerçek..Soğuk ve  karanlık…

Hep bu havalar düşündürüyor bunları, biliyorum
Kaf dağını..ardını..
Külkedisini
Rapunzeli
Çocuk düşlerimi çağırıp duran da bu havalar..
Her şeye rağmen, mutlu olunabilecek yaşları, düşündüren
Her şeye rağmen içimdeki güneşi uyandırabilen düşlerimi
Yoran da bu havalar..

Hep bu havalar…biliyorum…

31 Mart 2011 Perşembe

Bozkırkurdu



... bir dost sıcaklığının gerçekleşmeyecek özlemiyle kendi kendimi yiyip bitirmem gülünçtü. Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi harikulâde sessiz ve büyük. (sayfa 40)

(Hermann Hesse, Bozkırkurdu 1927)

29 Mart 2011 Salı

Martı Olmak



Üşüyen ellerimi, dar ceplerine sokmaya çalışarak ve rüzgarı engelleyebileceğimi düşünerek büzüldüm mantomun içinde…
Aynı anda rüzgarın isteğiyle, sarının rengi düşmüştü -saç tellerimle- yüzüme..

Havada Kasım ayazı vardı bütün sertliğiyle ve takvimdeyse bilmediğim günlerden biri..

Ada vapurunun çark eden motorunun sesi kulaklarımı doldurduğunda , martılarda aynı anda uçmaya başlamıştı yüreğimde..

Güzel bir andı..

Denizin mavisinde martı olmak kadar güzel..

Kısa bir süre sonra, vapurun ayrılığı hatırlatan sesiyle uzaklaştık kalabalığın terk edilmişliğindeki iskeleden..
Sadece birkaç yolcuyla yol almaya başlamıştı eski ada vapuru, sert esen rüzgarın eşliğinde.O birkaç yolcudan sadece ben, göğüs germiştim soğuğun kulak kızartan sertliğine..

Evet, kulaklarım üşümüştü iyice, sonra burnum..sonra ellerim…

Hemen yanımda duran poşette, cebimdeki bozukluklarla aldığım iki simit duruyordu sessizce..biri benim diğeri martılar için olan…

Derken martıları gördüm o an..Ne kadar özgür uçuyorlar diye geçirdim içimden yaklaşmaya başladıklarında, özenerek..

Sonra daldım biraz kendi içime..Yalnız yapılan yolculukların tadı bir başka diye düşündüm, ellerimi gömerek iyice cebime..gözlerimin dalgın bal köpüğünü denizin maviliğiyle buluşturduğumda ve aynı anda rüzgarın savurganlığına yenik düşen saçlarımı düzeltmeye çalıştığımda “çay ister misiniz” diyen bir ses doldurdu soğuğa direnen kulaklarımı..

Gökyüzüne fırlattığım simit parçalarını yakalamaya çalışan martıların çocuk şenliğiyle yudumladım içimi ısıtan çayımı..adaların eşliğinde nazlı nazlı salınırken vapur, denizin üstünde nereye gideceğini bilmeyen ben o ada senin bu ada benim diyerek teker teker geçtim iskeleleri sessizce..

Hiçbir limana demir atamazsınız ya bazen…
Veya, gitmelerin sonu gelmez ya kalmalıyım dedikçe…
İşte öyle….


Sonra ansızın
Kasımın yüz kızartan ayazında
Ayaklarınızın yere basmadığı bir adada
Kalmak istersiniz gizlice…
Bunu,
Bir siz bilirsiniz
Bir de ada....


(Mel/2008)

25 Mart 2011 Cuma

Bir Var Olsa(M)



Irmakların kenarlarında
Ceylanların eşliğinde
Kurtlar olmadan
Cadılar elma yedirmeden
Bir avcı kalbimi sökmeden

Öfkeliyle neşelensem
Uykucuyla, sabaha dek sohbet etsem

Kötü kardeşlerin kalbi
İyilikle dolsa
Külkedisi mutlu olsa

Rapunzel saçlarını kesse
Sevdiği kuleye yürüyerek çıksa


Ben Masal olsam,

Masallar gerçek olsa…

(Mel)

22 Mart 2011 Salı

Çamur ve Yıldız



Hepimiz çamurlar arasında yasarız
 Ama bazılarımız yıldızlara bakar

*
*
*


(Suna Tanaltay/Sevdikçe)

21 Mart 2011 Pazartesi

Düşünce



Tam da bunu düşünüyordum;


 
"Gözyaşıyla ödenmiş bir bedel,
tuzlu suyla geri verilmez"


(Ömer Hayyam)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...