30 Aralık 2010 Perşembe

Düşler



Düşler vardır satılmaz, derinde anlatılmaz
Yüreklerden silinmez, bazen de vazgeçilmez
Kapat gözlerini ve düşün, ipekten bir deniz
Pamuktan bir gökyüzü, iki tomurcuk yüreğimizde
Belki de sen ve ben ikimiz, birbirinin farkında gözlerimiz
Düşüncelerimiz, olmayacak hayallerimiz
ne alınır, ne satılır, para yerlerde sürünür
Geçtikçe şu günler, anladıkça hayatı
Birçok şeyin değeri küçüldükçe küçülür


Fikret Kızılok

27 Aralık 2010 Pazartesi

Heyecan


İsitiyorum
ve
Diliyorum;

"Henüz paketi açılmamış
 ve hiç kimsenin henüz görmediği bir
Gülüş'ü...

Öyle Kocaman,
Öyle Gerçek..."

Olsun İstiyorum  ve Diliyorum.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Çivi




Hep hatırımızdadır aslında uzaklıklar
Sonra o yakından tutunduğumuz, umutlar
Anlattığın o menekşenin
Hep bir hikayesi vardır
Bedelinin iki kişiye ait olduğu
İşte bende,
Bunları yazarken,
Aklıma mor bir menekşe saplandı ..
Çivi gibi bir hayalin en uzağında kalmak
Sağanakları biriktirmektir avucunda, bir nevi..
Oysa Mayıs ayında yağmur olmaz diye bilirdim ben..
Geçenlerde, telefonun ucundaki birine
Kapatırken bütün pencerelerimi
Aniden ve hızla
Aniden ve büyük damlalarla
Çarptı yüzüme uzaklık
İşte o günden beri...

(Uyuyankar  04/06/2008)

24 Aralık 2010 Cuma

Leyla


(Günün Şarkısı)

Bir sabah çıksam kaybolsam
Dönmesem kalsam anılarda
Belki bir sevda türküsünde
vurulurdum
Gel künyemi al dağlardan

Aşk nedir söyle, kayboldum
Belki bir düşte unutulmak
Her sabah bir dev masalında
uyanınca
Hep çocuk kalmak kurtulmak

Kar yağıyor bu gece
Öyle beyaz ki şehir
Anlamak bir ömür sürer
Hayat niye kirlenir

Karlı bir gece sen buldun
Kaldırımlarda kalbimi
Al götür rüzgarlara savur,
hadi durma
Ver benim eski yarimi

Ben kimim söyle kayboldum
Dönmedim kaldım anılarda
Her sabah bir çöl masalında
uyanırdım
Belki de yanlış bir Leyla
Ezginin Günlüğü

22 Aralık 2010 Çarşamba

Deniz



Sahil boyu koşup,
 soluksuz kalan
ve dizlerine abanan 
 yorgunluğuma rağmen,

Denize yakın olmanın sevincini,
hiç unutmuyorum.

...

"Ne güzel güldün” dedi  ansızın
“Bilmem” dedim, aynı an içinde

Oysa, ne yeni tanımıştım O’nu,

Ne de ilk kez gülmüştüm O’na."

-diye düşünerek , gülümsedim bir kez daha

Hayat'a.

20 Aralık 2010 Pazartesi

BEN



 Cok aradim...
Kendimi..

Her seferinde giden
 Ben oldugumu düsündügümde,
 Aslinda giden Ben degil
Benden bir parca gidiyormus..
Kalan yine Ben..
Ama azalmis ,
Bitmek üzere bir Ben!

Sonra kac kez bakiyorum aynaya..

Bakan ben,
Gören Ben..
Ama susan
Hala Ben..


(seheryıldızım 14/11/2007)

18 Aralık 2010 Cumartesi

Bez Bebek



"...yine de gidersin"

yine-de gidişlerde
aslında üç ömürlük yolda yürüsen
aslında çok çok uzağa gidemediğini farkedersin
başını çevirip ilk baktığında içine...

yinede-de gidişlerin tümü
hep rahatsız yolculukların seyahat şirketi gibi
hiç bi gidişte kendini memnun hissetmezsin...

yine-de gidişlerde
geride kalan bez bebek kadar
hüzünlü bakar içinin bir yeri
ve sonrada susar
tıpkı o bez bebek kadar
uzun
ve küskünce...


(safakk1 17/05/2008)

14 Aralık 2010 Salı

Ay Prensesi



Yazdın ya sen, masal oldun artık...
Hadi , yaşa şimdi masalını.

Masalsın...


(benmeral  29/04/2008)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Duruş



 
Sustum ''yine''...

Bildiklerimi ''sana'' mühürledim...
Bilmediklerime kapalı kutuyum.... 



(Gathering  24/04/2008)

Deli

 
Bir taş attım kuyuya,
Bu akılla çıkamıyor dışarıya..

Bir deli lazım zannımca...

8 Aralık 2010 Çarşamba

Yol(cu)



Şu ışığın aydınlatmadığı sayfalarda yazan,
 karanlıkları düşündüm...

Bir mektubun sıcak dizelerinin bittiği yerde
 ne kadar soğuduğunu, anın.

Bence aşk adı olmayan bir yolcu,
Dahası gideceği yeride bildiği şüpheli...

Ama yolculuğun kendisi aşk
 ve varacağı yerden öte,
Yola çıkardığıyla anlamlı hep...

Ada 'dır, her aşkın limanı...


(Ateşinsesi  07/04/2008)

6 Aralık 2010 Pazartesi

Kaçmak



Işıklar söndüğünde,  perdeden yansıyan ses ve görüntüye dalan  bakışlarımın, filmden bağımsız olarak, o anı sadece kendime ait hissettiren bencil bir duruşu olduğunu itiraf ediyorum.

Hiçbir zaman dik oturamadığım  geniş koltukta  başımı geriye  yaslayarak ve bacağımın tekini diğerinin üzerine atarak, tüm o kalabalığın içinde kendimi yalnız ve huzurlu hissetme duygusu filmden ağır basıyor her seferinde.Filmse eşlik ediyor o an'a sadece..

İçinde bulunduğum resmi tamamlayan, yan koltukta oturan dost’un ısmarladığı mis kokulu kahve elimden düşmüyor bir süre..
Film öncesi paylaşılan havadisler eşliğinde içilmeye başlanıyor ilk..
Fısıltı ile konuşurken…
Fısıltı ile bakarken gözlerine…


“..ben her zaman masallara kaçardım
....hayalet olurdum
.....kaybolurdum ”

Diyor bir ses  sonra..
Tekrarlıyor birkaç kez hatta, işiteni bir yerlerinden  vurduğunu hisseder gibi.
Kazım Koyuncu ya dair sözlerin neşesini ve hüznünü bırakmak istemezken henüz, ben...
Kayboluyorum bir süre bu sözlerin içinde, hayalet olamadan...

Ve

“Ben gidince”

Diye yazıyor,  yorgun ve yolculuğa hazırlanan sevgili….


(Av Mevsimi'nden kalanlar)

2 Aralık 2010 Perşembe

Hasır Altı



Sokağın köşesinde, o eski kaldırımda  oturdum bugün…

Yorgun değilim..
Belki biraz düşünceli..
Belki… o bile değil..
Ama bir ağırlık var , çözemediğim.
Gözlerimden dökülenin ne olduğunu bile bilmiyorum
Bakış mı? Söz mü?
Bilmiyorum.

Büyüdüğüm eve bakıyorum durmadan.
Eskimiş dış görüntüsüne.
Yenilenmiş olsa da ben biliyorum eskidiğini,yıprandığını.
Aynı yaşta olduğumuzu.

Tıpkı içim gibi.

Saçlarımı boyattım, büyürken..
Kirpiklerimi sonra…
Afilli birkaç kıyafetle gülümsedim kendime aynada..
Ama yine de değiştiremedim hislerimi.
Korkan..ama korkmamış gibi yapan…
Susan ama suskunluğu anlaşılmayan ..

Seksekler çizdiğim asfalta dokundum sonra.
Sanki arkadaşlarımın ayak seslerini duyacakmışım gibi, dinledim sesini.

Yoklar…
Hepsi ayrı asfaltlarda geziyor şimdi..
Seksek oynamadan,
İp atlamadan.
Sadece koşuyorlar, ama durmadan..bir gazoz (içme) arası vermeden..
Hayatı yakalamak için..tutmak için..ve sarılıp tekrar kaybetmemek için

Tıpkı benim gibi…

Spor ayakkabılarımın bağcıkları çözülmüyor artık.
Hırkalarımın düğmeleri kopmuyor..
Kirlenmiyor ellerim…
Terlemekse, gördüğüm rüyaların etkisi…

Kendimleyim bugün..
İçimle..
Dışımla..
Herşeyimle.

Özlemişim, hasır altı düşüncelerimi…

1 Aralık 2010 Çarşamba

Liman




"Bambaşka bir şehirde
Bambaşka bir limanda
el sallar gibi

Yolculadı
Yabancı sözlerin.."

Dedim...

....

Çok güzeldi.
Sabah çiği gibi
ve hüzünlüydü çok

Dedi ve ekledi;

Bir başka şehirde
bir başka limanda
ve artık sana yabancı bakan gözlerle uğurlanmak
çok, çok acıtıcı ...

sonra artık o gemi
artık nereye giderse gitsin farketmezki kimine
farketmezki vardığı liman
yada inmiş mi inmemiş mi
o yabancı gözlerle el sallanan
farketmezki

çünkü artık insan onu o şehrin o limanında
öyle yabancı gözlerle uğurlayan rıhtımda
 bırakmıştır belkide ruhunu
ve o yabancı gözlerle uğurlayan
 dönüp gitmiştir günün kalanına
ve hayatın

ama ruhun ne gidebilmiş
ne de kalabilmiştir
öyle bi başına
ve en kötüsü de
o şehir
o liman
ve yabancı bakan gözden başka,
 içinin başka bir "kimsesi" yoksa
sen artık kocaman yer yüzünde,
 artık "kimsesizsindir"

artık o gemi varmış mı bi başka limana
artık o yolcu varmış mı
inmişmi bi başka rıhtıma
farketmez ki kimine
farketmez ki......



(Şafakk1  04/03/2008)

30 Kasım 2010 Salı

"Asu"



Tutuyorum isyanımı içimde. Unutmuyorum...
Ne zaman çıkar gün yüzüne bilmeden, bir genç kız edasıyla saklıyorum çeyiz sandığımın diplerinde.

Her şeye isyan edesim varken  bu günlerde , o yüreklilikte ve bu sakinlikte ne yapabilirim diye düşünüyorum sessizce.

Ama içimdeki “Asu”…

İşte o “ Asu” ısrarla çıkmak istemekte , dışıma.
Şöyle iki adet sakızı atıp ağzına, evirip çevirip dişlerinin arasında ,  sonrada pat küt patlatıp, tükürükler saçası var etrafına.

Bir de kuralsız kıyafetlerle dolaşası ve etrafındaki o gri yüzlere  ne bakıyorsunuz  (ulen) diyesi var en umursamazından.

Bu sabah uzun baklava desenli çoraplarımı aradı durdu kutunun içinde. Şafağı yeni sökmüş sabahın, odamın içine düşmüş uykusuzluğunda ne işi varsa, sordu durdu aklımın içinde.

Üzerine kot bir şort çekip en salaşından bluz giymek istedi bir de..Utanmasa , yıllaaar önce aldığım Harley Davidson çizmelerimi (ön tarafında  kartal işlemesi olan, ne havalıydı be) çıkar artık diye azarlayacaktı beni.
Ama dur dedi kendine..saklandı onlar, yeni nesile…

Neyse ki akıllı uslu ben,  tüm heyecanıma rağmen engel oldum tüm iç seslerime.
Silerek “Asu” yu zihnimden, siyah ve beyaz eşliğinde oturuyorum işte ofisimde..

Ah Asu ah!!!
Gerçek olacaktın "Sen" ve ne eğlenecektik "Ben"le  birlikte…

27 Kasım 2010 Cumartesi

Şehir




Uzaklarda ışıkları gözüken bir şehrin gizemiyle, senin varlığının gizemi arasındaki bağı anlamaya çalışmakla geçip gitti zaman...

İkinizde uzağımdaydınız...
İkinizde içimde...

Yabancı kentlerin insanları arasına karışmak ve onların 'biz buralarda yabancıları sevmeyiz' türünden attıkları bakışlar gibi, senin keşfinde bazı duygularının da kendine hiç söz ettirmemesi ve hemen kendini savunmaya geçmesi de bir tesadüf olamaz...

Seni tümüyle zamandan koparıp alamam...

Zamana iade edip hiçbir şey olmamış gibi ise gidemem hayatından...
Bir çetrefilli aşk bizimkisi...
Derme çatma umutların gölgesinde,
düş denen çocuğumuzu büyüttüğümüz...


(AntikYalnızlık'tan  12/02/2008)

23 Kasım 2010 Salı

Klavye(M)



Bazen bir tek klavyem olsa diyorum şu hayatta.

Basıp   “pause” tuşuna durdursam  hayatı bazı anlarda.
Bazen çıkarken bir cümle yüreğimden,
Ses olmadan henüz, silebilsem .

Ya da bir düşünceyi oluşmadan henüz “Esc” tuşuyla,  yok etsem.

Ona kadar sayabilsem sayıları mesela klavye sınırlarında..
Daha fazlası olmasa..
Bir hüzün..iki hüzün..üç hüzün derken,
Son nokta on olsa ve adı mutluluk konsa.

Bazen bir tek ben olsam diyorum şu koca dünyada…
Bir “ben” kadar olsa her şey…
O kadar az..
O kadar çok, belki de…


(Ben, 23/11/2010)

21 Kasım 2010 Pazar

Kış Güneşi


Sözlerin;
Kış mevsiminde,
Ayazda,
İçi ısıtan, bedeni ısıtan
Kış Güneşi gibi....


Ki ne kadar soğuk olursa olsun,
Sırtına değen Kış Güneşi,

Hep ısıtır.
Belki donmuşsa sular,

Eritir.

Onun için hep sevdim,
 Güneşi
ve
Seni 


 

(Vili  22/01/2008)

17 Kasım 2010 Çarşamba

Masal(ım)



Ben de cocuk olmayi isterdim,
 bir zamanlar..

Masallardaki kahramanlarimi
aradigim gunler,
çok oldu..

Aslinda herseyin ,
kendimde basladigini ogrendim sonra..

Fil(i)min kahramani benim!

Film nasil biterse bitsin,
Hep oyle kalacak!

(Seheryıldızım 05/12/2007)


14 Kasım 2010 Pazar

Işık



 
Kızın yüzünde,
garip bir ışık vardı
ve eğer
mevsim yaz olmasa ,
izleyenler,
 bir sobanın çıtırtılarını duyduklarına ,
yemin
edebilirlerdi.. 
.

(Aşktozu  11/11/2007)

11 Kasım 2010 Perşembe

Tam Ortası


Kopup kopup gidivermeler olmalı insanın içinde,
 vucüdunu orada bırakarak
Bakıp bakıp dalıvermeler olmalı gözlerinde,
 baktığı yerden uzak
Kaçıp kaçıp kaçıvermeler olmalı beyninde,
 her şeyi bırakarak
Ellerine
Ruhuna
Dudaklarına
Bulutlara


En arka odaya gir ruhunda, biraz dinlen
Diplerde yüz
Ya da beyninin unutulmuş köşesinde,
Karıştır biraz birikenleri

Sonra gel yine
Tam ortasına hayatın
Hemde bile bile
Ve gör
Nasılda mecburmuşuz sevmeye
Sevilmeye, öğrenmeye
Sabretmeye
Nasılda paylaşırmış insan
Ama isterse
Ama değerse


(Bluelove  27/09/2007)

9 Kasım 2010 Salı

Yürekten Yüze





Dedim ki;

"Yüreğinin götürdüğü yerde bir yüz beliriyor.."

Dedi ki;

Yüreğin götürdüğü yer, bir yüze değdi ise,
Ya yüreği görmeli yüzde,
Ya da yüreği koymalı olduğu yere...

Yürekten yüreğe..
Yüzden yüze...


(Amozonik  08/09/2007)

6 Kasım 2010 Cumartesi

Umut


 Mavi umut koydum ben adını
Adı belki de umut olmalı,
 yeniden başlayan yaşamın..

Mavi umut..

Derin okyanuslarda ilerlerken,
 ruhu bembeyaz hissettiren ,
mavi bir umut..

Olur mu ki?
Belki..

(Vivaforever 12/08/2007)

4 Kasım 2010 Perşembe

Renk-Siz



Çamaşırlarımızı da kendimiz gibi,
yüzümüz gibi,
içimiz gibi ,
öylece ortaya dökebildiğimiz,
açabildiğimiz zamanlardı...

Aynı onlar gibi rengarenktik.
onlar gibi yanyana durabiliyor,
yaşayabiliyorduk.
onlar gibi mis kokabiliyorduk.
temizdik. ..

Şimdi bizlerde türlü türlü maske,
tak çıkart, gizlen, kaç...
Bir renksizlik..


Mandal tutmaz,
biraraya gelmez,
ipe sapa dizilmez yalnızlık...
sahte, gazlı, uçucu bir deodorant kokusu...

Of, eski zamanlar...


(MaidensTower 31/7/2007)

3 Kasım 2010 Çarşamba

Yolculuk



Bir otobüs yolculuğu yapalım, ne dersin ???
Gece olsun ama...
Çıt çıkmasın...
Durmaksızın konuşalım yine....
Gittiğimiz yer önemli olmasın...
Birlikte gidişimiz olsun değerli...


(Vildan, 29/05/2007)

1 Kasım 2010 Pazartesi

Zincir


Böyle mi olacak ?
Hiç iç içe geçemedik hayatla,
Herkes gibi yaşayamadık umursamaz
Balıklama dalamadık
Alışılmış, herkesin sürdüğü hayata alışamadık
Hep ayrı kaldık
Kaç kez söz verdik kendimize
Kaç kez söyledik
"Dur yeter bırak kendini" dedik
Zincirleri gördük...

Sorduk
Kim bağladı bizi buralara
Nasıl farketmedik
Yapacaklarımız vardı
Yapamadık
Kelebek ömrü kadar hayat
Bildik
Ama alışılmış hayattan dışarı çıkamadık
Çevrilen alanda yaşayamadık
Hep gidip gidip dikenli tellere takıldık
Ondan yara bere içindeyiz
Acılarımız var
Sebepsiz
Ortalarda yaşayanlar dışladılar bizi
Ateşe koşan böcekler gibiyim
Böyle kendimi çarpa çarpa mı öleceğim
Her sabah hoşgeldin deyip sarılmak isterken hayata ?

Hoşgeldin

(01/11/2007 Bluelove)

29 Ekim 2010 Cuma

Biriktiriyorum



Sen bilmesen de ,
Ben biriktiriyorum bu gülüşlerini
Yüzüne düşen bu güneş renklerini
Sen bilmesen de,
Ben biliyorum
Bir gün gelip,
Bu çocuk gülüşlerini özleyeceğini

28 Ekim 2010 Perşembe

Kar


öyle sessizlik gerekiyor ki seni hissederken ...


biliyorum kentine kar yağıyor senin ,

kalbine değil...




(Sarışın anneme,Veroçka/01/04/2008)

26 Ekim 2010 Salı

Kağıt Gemi



biliyor musun?

penceremin önüne bi kuş konsa
yüzüm çiçek açardı.
kendimi başlardım katlamaya
kağıt bir gemi yapmak için...


biliyor musun?
her hayatın bi penceresi vardır
bir de gök/yüzü işte


(melindünyası'ndan/Temel)

23 Ekim 2010 Cumartesi

Koku ve Ses


Hayatımız boyunca duyduğunuz bütün sesler arasında en az tanıdığımız, dahadoğrusu hiç tanımadığımız tek ses, kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattığı halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz.
Sesimiz, hafızamızda tek bir ışık bile yakmaz. Kendi sesimiz bize
yabancıdır. Kendi kokumuzu da alamayız. Kokumuz da yabancıdır bize.
Bu kadar yakın olup da sesine ve kokusuna yabancı olduğumuz tek insan
kendimiziz. Belki de bu yüzden kendimizi tanımayız. Belki de bu yüzden bir
başka insanın sesine ve kokusuna bu kadar çok ihtiyaç duyuyoruz. Belki de
bu yüzden aşık oluyoruz. Belki de, bir başkasının sesini ve kokusunu kendi
sesimizin ve kokumuzun yerine koymaya, bir başkasının sesini ve kokusunu
bir parçamız gibi hissetmeye aşk diyoruz. Belki de, sevdiğimiz insanın
sesine doğru akıp gitmemiz, aslında kendimize doğru yaptığımız bir
yolculuk.
Kendi sesimize ve kokumuza hafızamızda yer yok. Biz kendimize yabancıyız.
O yüzden başkalarının sesiyle sevinip, başkalarının sesiyle acı duyuyoruz.
Aşkı aramak, hep kendi sesimizi, kendi kokumuzu aramak belki.
bizi dolaştıracak bir kılavuzu bulmaya çalışmak.
Terkedildiğimizde duyduğumuz acı, bir parçamızı kaybetmekten.
Terkettiğimizde ardımızda bıraktığımız keder, terkettiğimiz insanın sesini ve kokusunu kendimizle
birlikte götürerek geride bıraktığımız boşluktan.
Aşkı yaşarken bunu hiç bitmeyeceğini sanmamız, bize bağışlanan büyük
yanılgı sonucu, aşık olduğumuz insanın sesini ve kokusunu kendi parçamız
sanmamızdan.
Sesler ve kokular olmasa geçmişimiz olmazdı. Sesler ve kokular olmasa
aşklar olmazdı. Sesler ve kokular olmasa acılar ve sevinçler olmazdı.
Aşk kendimizin sandığımız bir sesin ve kokunun aslında bize ait
olmadığını, bir başkasının sesi ve kokusu olduğunu anladığımız zaman
.
Yanıldığımız sürece aşığız biz.
Seslerini kokularını istediklerimizin, vücutlarını da isteyeceğiz. Seni
seviyorum dediğimizde, sen benim sesim ve kokumsun demek isteyeceğiz.
Kendi hafızamızda başkalarının sesleri ve kokularını kılavuz yapıp
dolaşabileceğiz ancak. Kendi geçmişimize ancak başkalarıyla
ulaşabileceğiz.
Aşk tanrısı, dünyayı yanılın emriyle yaratacak. Hep yanılacağız. Hep
yanılıp yanıldığımız için hep acı çekeceğiz. Ama sevinçlerimizi de bu
yanılgıya borçlu olacağız. Anıldığımız sürece seveceğiz. Sonra
yanıldığımızı anlayacağız. Ve gidip yeniden yanılacağız

Ahmet ALTAN

21 Ekim 2010 Perşembe

Miskin


Bir dağ evi olsun istiyorum..
İçinde miskin saatlerin umursamaz tavırları bir de...
Kar düşmese de lapa lapa penceresinde,
Sonbahar döksün istiyorum yapraklarını, toprağın üzerine.

19 Ekim 2010 Salı

Sabah



Yakalayamadım…

Ne gözlerimin hizasından geçip giden balıkçı teknesini,
Ne de ona eşlik eden martı şenliğini yakalayamadım, fotoğraf karemde..

Sanki ; yüreğimden uçup gittiler her biri.
Her biri ayrı bir sözcükle havalandı sanki, özgürce.

Ama ben yakalayamadım işte…
Hiç birini…
Tek bir karede bile.

15 Ekim 2010 Cuma

Yüreğine Sor


Kış erken geldi şehrime.
Bir süredir güneşi görmeden uyanmalarımda bu yüzden.

Ofisim, bahçe katı pozisyonunda ve hemen pencere kenarında, masam.

Bu sabah yağmurla ıslanmış ruhumu, hem sabah okumalarım hem de dinlemelerimle birlikte kurutmaya çalışırken, aklıma düştü Karadeniz.

Belki penceremden gördüğüm kısıtlı bir yeşillikten..günlerdir dinmeyen yağmurdan.. belki çok göremesemde içimde kalmış olan o puslu karadeniz havasından.

Derken, müzikleri düştü ruhuma..

Hani, biraz deli, biraz nükteli... aslında belli etmese de; sözlerinde de çokca aşk olanlardan..

Seyredelim ve dinleyelim...ve hatta eğlenelim:)


Yüreğine Sor Film Oyuncuları-Yayladan İniş (Ela ela) Facebook Video indir Video izle Video Seyret Dinle

14 Ekim 2010 Perşembe

Yıldırım





Ya gökyüzü? Biliyor mu, bir yıldırım gibi düşmek istediğimi her şeyin ortasına?

13 Ekim 2010 Çarşamba

Duvar



Yokuş aşağı
yuvarlandı  kelimeler
Hangisi önce çarpar diye
beklemedim, duvara

Döndüm  yüzümü,
gittim
çok
uzaklara.


Hem yokuşa küstüm,
Hem duvara!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...